25 Aralık 2009 Cuma

Güneş'e yazılan yazılar

Camus ağlıyordu

Kaleci dediğin öyle haybeci bir adam değil futbolda... En azından orada vakti zamanında takılmış abilere hürmeten.
Kim mi bu abiler? İkisini ben söyleyeyim, gerisini bu yazıyı okuyan "sen" bul...
Ernesto Che Guevara ile Albert Camus...
Türkiye'de her ne kadar tişört süsü olmanın acı kaderini yaşasa da ilk üç harfi söylediğinde sana pasaport misali tüm gönül kapılarını açacak olan Che ve kitabına, "Anam ölmüş bugün..." diye başlayıp bizi bize yabancılaştıran Camus...

"Ben ahlâk ve yükümlülük üzerine bildiklerimi futbola borçluyum" diyen Camus, "Topun asla beklenen yerden gelmeyeceğini çabuk öğrendim" demeyi de ihmal etmemişti. Dün geceki Manisa-Beşiktaş maçını seyredecek olsaydı eminim ağlardı ağabeylerinin yokluğunda kaleye geçen Korcan Çelikay'a...

Fazla geriye gitmeyelim, Fenerbahçe derbisinden önce gazetecilerle yazılmamak üzere sohbetler eden Mustafa hoca, sakatlıkları bulunan Rüştü ve Hakan'dan fedakarlık yapmalarını istiyordu. Rüştü yaptı fedakarlığı o zaman (Fedakarlık=İğne bkz. Futbol Sözlüğü), şimdi de fedakarlık sırası Denizli'de... "Ben günü kurtarmak için yanlış yaptım" diyecek ve en azından dün geceki 90 dakikadan insanlık dersi çıkaracağız...

Genç bir kalecinin torpil yarası alıp, denizin derinliklerine yuvarlandığı gördüğümüz maçtan akılda kalanlara geçelim...
1- 8 küsur milyon Euro'luk Tabata'ya elveda, Beşiktaş'ın paracıklarına da öyle...
2- Aziz Yıldırım'ın bir dönem "Naz" dediği Mehmet Nas'ın vurduğu şutların Korcan değil de ofsayt engeline takılması; Ali Taran'ın "No Ofsayt"ının bedavadan reklamının yapılması...
3- Futbolun, sahadaki arkadaşların sırf kaliteleriyle ilgili değil, hırsları ve azimleriyle alakalı bir hadise olduğunun belki de milyonuncu kez tekrarının görülmesi...
4- Eski "Yan", yeni "Yardımcı" hakem, bir maçı vezir de rezil de ezebilirmiş, bunun kanıtlanması...
5- "Kanada'dan adam çıkmaz" sözünün yalan olduğunun Josh Simpson örneğiyle bir kez ortaya çıkması...
Kapanış cümlesi: Son maddedeki sözü ben uydurdum; gerçeklikle bir alakası yok...
Güneş'e yazılan yazılar

Marksist darbe


Beşiktaş-Bursaspor maçı için "su topu" "su balesi" başlıklarını bol bol okuyacağınız için ben böyle bir benzetme yapmak istemiyorum ama Futbol Federasyonu'nun başına benim de çalıştığım SKYTURK'un meteoroloji editörü Özgül Menderes'in getirilmesini tavsiye ediyorum acizane...
"Niye?" diye soranlara hemen yanıt verelim: Kardeşim, bir maçın oynanmaması için illa kar yağması ya da sis bastırması mı lazım? Aşırı yağmurda da maç oynanmayabilir. Demek ki, federasyon başkanı bunu bilmiyor ve bu işlerden anlayan birisi olarak Menderes biçilmiş kaftandır. Hiç olmazsa böyle bir havada hem futbolculara, hem de tribündekilere eziyet çektirmez...


Beşiktaşlı (Zaten hangi teknik direktör Beşiktaş'ta oynamamış ki) Ertuğrul Sağlam'la bu sezon zirveye bayrak dikmeye kararlı Bursaspor, yağmurdan Esenler Otogarı'na dönmüş İnönü'de Ozan İpek'le öne geçtiği zaman Siyah-Beyazlı tribünler "Ulan yine mi?" diyordu ki, devre arasında imdada Sanlı Kaptan; Sanlı Sarıalioğlu yetişti. Lig Tv'deki devre arası yorumunda "Bu ağır sahada, Nobre'yi oynatmak Allah'ın emri" diyen Kaptan'ı Denizli duymuş olmalı ki, "zaten yine yok" olan Nihat'la sonradan Mert'in değişikliği Beşiktaş'a ilkleri getirdi.


Nobre'nin bu sezonki ilk golü, ardından Beşiktaş'ın bu sezonki ilk penaltısı derken, bir baktık Beşiktaş durumu 2-1 yapmış. Ama, tabii Tolga Özkalfa'nın payını yadsımadan... Sercan'ın pozisyonunda cömert olmayan Özkalfa, İbrahim'in neredeyse gözlerinden öpecekti. İlk golde de düdük çalmadan kullanılan vuruş ve kural hatası tartışmaları...


Marksist, felsefeci ve aynı zamanda iyi topçu İvan Ergiç durumu 2-2'ye getirince, İnönü Stadı'na da neredeyse duraksayan yağmur yeniden yağmaya başladı. Son darbe "Kiralık Kartal" Zapo'dan gelince, Beşiktaş için kötü, Anadolu futbolu içinse iyi bir sonuç geldi: 2-3


Yazıyı şöyle bitirelim; Beşiktaş'a geçmiş olsun ama belli ki; ikinci yarıda da lig hayli şenlikli geçecek...

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır...

Parmağını sürsen elmaya,
rengini anlarsın...
Gözünle görsen elmayı,
sesini duyarsın...
Onu işitsen, yuvarlağı sende kalır.
Her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

Nedensiz bir çocuk ağlaması bile,
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır...


Edip Cansever'e saygıyla...