27 Şubat 2010 Cumartesi

Güneş'e yazılan yazılar

Hükümdar



Yazının başlığına bakıp da, "Sayfada Kayserispor-Beşiktaş maçı var; adam, Machiavelli'nin "Hükümdar"ından bahsediyor" diye düşünmeyin lütfen, konumuz "Rodrigo" Tello...
Efendim, neredeyse bütün bir sezon dökülen ancak dün gece döktüren Tello'nun oynadığı topu görünce, bu acılı adamın -Şili depremi- adı ne anlama geliyor diye küçük bir araştırma yaptım.
Meğerse, Rodrigo, "Hükümdar" demek değil miymiş?
Bir futbolcu, adına ancak bu kadar yakışan bir futbol oynayabilirdi. Attığı golün ardından ülkesine, yitip giden insanlarına gönderirken üzüntüsünü ve sevincini bir arada; ismiyle müsemma, sahaya ve dahi Kayserispor'a hükmetti oyunda kaldığı 62 dakika boyunca. Oyunun hükümdarı Rodrigo Tello, kaybederse yok olacağı Kayserispor maçına 8 savunmacıyla çıkıp, rakibine Manchester United muamelesi yapan hocası Mustafa Denizli'yi yine, yeniden sevindirirken, "Yeni başlayanlar için futbol" kitabına konu başlığı olabilecek bir oyun ortaya koydu.
Ne yaptı? Defanstan dönen toplarda Kartal'ın özlediği Sergen'i olup, sihirbaz gibi Kayseri savunmasını şaşkına çevirdi; bir attı, bir attırdı, ilk 30 dakikada işi bitirip, "boşversene / daha ölmedik ulan" diye temenna çaktırttı Beşiktaş'a; Attila İlhan ustaya selam göndererekten...
Unutmadan; Bobo'nun direkten dönen topunda da Rodrigo vardı başrolde... (Yıllık 3.5 milyon Euro garanti para alan Nihat Kahveci'nin son dakikada oyuna girmesi gecenin bir diğer unutulmazıdır, onu da ekleyelim!..)
T.S. (Tello'dan sonra) rölanti oyun; 82. dakikada Ariza çıkartan Makukula'nın golüyle "Bir beraberlik olur mu?" diye umutlanan Kayseri ama değişen bir şey ve değiştirecek güç yok: İyi oynayan kazandı.

5 Şubat 2010 Cuma

Güneş'e yazılan yazılar



Asıl Hurşut kim?



İlk yarının sonunda Cem Can'ın yerine oyuna girdiğinde birşeyler olacağı adından bile belliydi zaten: Hurşut Meriç.
Hurşit'in yanlış yazılımı sonrası Hurşut olan Cavcavsporlu futbolcu, ismiyle kafalarda soru işareti oluşturmasının yanı sıra Beşiktaş karşısında oynadığı topla da "Hay Maşallah" dedirtti.
Gençlerbirliği'ne ADO Den Haag'dan gelen 26 yaşındaki futbolcu, "Benim adım Hurşut. Vefat eden dedemin ismini vermişler. Onun ismi de Hurşut Meriç'ti'' demiş, isim mevzusunu açıklarken.
Hurşut'un bir sözlük anlamı yok, belli ki güneş manasına gelen Hurşit'i nüfus memuru yanlış yazıp Hurşut yapınca, gelenekler karşısında yanlış; boyun kıldan ince olmuş ve aynı tondan devam edip toruna dedesinin adı verilmiş.
Sahada bir Hurşut vardı, iyi de oynadı çocuk şimdi yalan yok; ancak asıl Hurşut evinde maçı seyrediyordu.
Geçirdiği ameliyatın ardından televizyon karşısında mesaisine devam eden Mustafa Hoca, bize Hurşut-Vurşut ikilemi yaşatan nüfus memuruna nispette bulunurcasına yanlışını sürdürüp Nihat'la oyuna başlamıştı ki, ikinci yarıda bu işi çözüp işi bitiren hamleyi yaptı.
Gecenin Beşiktaş adına yıldızlarından olan Bobo'nun asistinde Sivok'un golüyle ilk yarıyı 1-0 önde kapamasına rağmen oynadığı futbolla 'Bu gece işi zor olacak' dedirten Kartal'da ikinci yarıda Nihat ve Tello'nun yerine Holosko ile Yusuf oyuna alınınca işin bitişinin işaret fişekleri de ateşlenmiş oldu.
Yedek kulübesinde oyunu izleyen teknik direktörlerin maçı iyi okuyamadıkları, baş hizasında seyrettikleri karşılaşmayı çözemedikleri hususu bir iddia olmaktan ileri gidecek herhalde dün geceden sonra...
Baksanıza, televizyondan seyrettiği takımının eksiklerini daha iyi görüp, Tayfur Havutçu'ya belki de 3G kullanarak görüntülü bağlanan ve talimatı veren Mustafa Denizli dün geceki ameliyattan başarıyla çıkan adam oldu.
Ama bu kez hasta olarak değil, bizzatihi operatör kadrosundan...

6 Ocak 2010 Çarşamba

Güneş'e yazılan yazılar


Kaval kemiği

Akşam Gazetesi'nde bu işi öğrenmeye çalışırken, telefonla Can Bartu ustanın maç yazılarını alırdım.
Can ağabey 75. dakikada aranacak ve "Yazalım" denildikten sonra onun görüşleri alınacak; sonra derlenip, toparlanıp yazı haline getirilecek.
Fenerbahçe maçları olduğunda müdürümüz Orhan Balal'ın bana verdiği görev buydu.
Can ağabey, o eşsiz kişiliği ve tüm alaycılığıyla oynanan topu eleştirirken, Fenerbahçeli bir futbolcu için "Adam topa kaval kemiğiyle vuruyor kardeşim" demişti. Hiç unutmam...
Dün akşamki Beşiktaş-Vitesse maçını izlerken, yıllar önce Türkiye-İngiltere Ümit Milli maçında tanıştığımız, "Adamda ne teknik var kardeşim" diye dilimizi ısırdığımız Uğur İnceman'ın altıpasta topa kaval kemiğiyle vurduğunu görünce Can ağabeyi saygıyla hatırladım...
Hazırlık maçlarından geriye pek fazla enstantane kalmıyor...
Çetin Altan'ın "Türk'e Türk propagandası" sözünü bir kenarda tutarak, Vitesse'nin iki golünün; biri eski Beşiktaşlı Sinan Kaloğlu; diğeri Onur Kaya olmak üzere iki Türk'ten gelmesini "kaderin cilvesi" olarak yorumlamak gerek herhalde...
Diğer taraftan Tello'nun muhteşem vuruşu, Nihat'ın attığı iki golle kendisine gelmeye başladığının -nihayet- işaretlerini vermesi, kaleci Korcan'ın -maalesef- hatalardaki istikrarını devam ettirmesi de akılda kalan unsurlardı... (Uzatmadaki penaltı performansıyla yarı Duckadam hatırlatması yapan Ramazan Özcan daha iyi; en azından moral açısından...)
Hakem Burak Astar 6 sarı, 1 kırmızı kart, 3 penaltıyla Antalya havasının Türk hakemine iyi gelmediğini gösterdi, bunu da bir kenara not edelim.
Sonuçta bir bahis şirketinin adına düzenlenen turnuvada maç, birbirini sıkmayan, pozisyon açısından hayli cömert davranan iki takımın mücadelesini müteakiben üst bitti, hayırlı olsun!